Yeşilova Mutlu Son Hizmeti – Masör Ece
Yeşilova Mutlu Son Hizmeti – Masör Ece
Yeşilova Mutlu Son hiçbir zararlarını da görmedim. Paris’e döndüğümüzde, Musset’nin kitaplarından sadece Geceler’i okuyormuş gibi yaparak, toplu yapıtlarını kapsayan koca cildin ardına gizlenip, tüm oyunlarını okudum. Ondan sonrasında, ne zaman evde yalnız kalsam, kitaplıktaki kitapları gönlümce karıştırmaya koyuldum. Meşin kaplı koltuğa gömülür, babamın gençliğine renk katmış kar- ton Yeşilova ucuz romanları yutarcasına okuyarak saatler geçirirdim.
Yeşilova Mutlu Son Bourget, Alphonse Daudet, Marcel Prevost, Maupassant, Goncourt kardeşler, hepsini, hepsini okuyordum. Bu kitaplar, pek dolaylı bir yoldan, cinsel eğitimimi tamamladılar. Anlaşıldığına gore, sevişme vakaı, kimi süre tüm gece süresince sürüyor; kimi zaman birkaç dakikada bitiveriyordu; bazen, yavan, kuru bir oluşumdan öteye geçmiyor; kimi zaman olağanüstü bir taşkınlığa ulaşıyordu.
Benim için tamamen bir giz olan incelikleri, hünerleri ve çeşitleri vardı. Farrere’nin adam kahramanları ile adam arkadaşları arasındaki garip ilişki, Colette’in Claudin’i ile kadın arkadaşı Rezi arasındaki acayip bağlarıntı, işi büsbütün arapsaçına çeviriyor; aklımı büsbütün karıştırıyordu. Ya kalınca kafalılığımdan, yahut bir anda hem çok bilip hem de hiç bilmediğimden olacak, okuduğum yazarların hiçbiri, bir zamanlar masallarını okuduğum Canon Schmidt kadar etkilemedi beni.
Yeşilova Mutlu Son
Yeşilova Mutlu Son tüm olarak ele alınca, bu hikâyeleri, kendi deneyimlerime ilişkin olarak düşünüyor ve bunların, modası geçmiş bir yaşam seçiminı dile getirdiğini anlıyordum. Claudine ile Farre’re’in Matmazel Dax’ı haricinde, ister saf genç kızlar olsun, ister “feleğin çemberinden geçmiş” kadınlar olsun, hanım kahramanlar pek az ilgilendiriyordu beni. Erkekleri de, aslabir muhteşemlüğü olmayan, bayağı bir yığın gaslıyle görüyordum. Bu romanların hiçbiri, bir aşk imgesi doğurmadı bende.
Kendi geleceğimle de bağlantı kurmuyordum okuduklarım içinde. Bu kitaplara, önümdeki yılların, beni bekleyen oluşumların bir habercisi gözüyle bakmıyordum. Sadece, istediğimi veriyorlardı bana: doğrusu kendimden kaçmama yardımcı oluyorlardı.
Bu kitaplar sayesinde, çocukluğun duvarlarını yıkıp, karmaşık, serüvenli ve ne olacağı önceden kestirilemeyen bir dünyaya adım attım. Annemle babam geceleri gezmeye gittiler miydi, saatler boyu bu gizli zevklere dalar, gecelerimi gizliden gizliye uzatırdım. Kardeşim uyur, ben yastığımın üstüne kıvrılıp, okumaya dalardım.
Sokak kapısında dönen anahtarın sesini duyunca, lambayı söndürür, uyumuş gibi yapardım. Sabahleyin yatağımı düzeltirken, kitabımı şiltenin altına saklar, sonra bir fırsatını bulduğumda yerine kaldırırdım. Annemin beni yakalaması olanaksızdı. Fakat zaman süre, yastığımın altında Yarı Bakireler ya da hanım ve Kukla şeklinde kitapların durduğunu düşündükçe, soğuk terler basardı. Benim görüş açımdan, davranışlarımda yerilecek herhangi bir yan yoktu.
Hem eğlenip süre geçiriyor; bununla birlikte öğreniyordum. Annemle babam, hep benim iyiliğimi isterlerdi. Okuduklarımın bana bir zararı olmadığına gore, onların isteklerinin, onların sözlerinin dışına çıkmış sayılmazdım. Ne var ki, yaptıklarım bir duyulsa, aniden suç oluverirdi. Işin garipı, okunmasına “izin verilmiş” bir kitap, beni aldatmacanın çetin yollarına sürükledi. Okulda Silas Marner adlı yardımcı kitap üzerine bir ödev hazırlamıştım. Tatile giderken, annem bana Adam Bede’i aldı. “GösYeşilovalik bahçe”de kavakların altına oturmuş, bu fazlaca tatsız, ağır akışlı kitabı sabırla okuyordum. Derken, kitabın kahramanı olan kız —evli değildi daha— ormanda yürüyüşe çıktıktan sonrasında, gebe kalıverdi. Yüreğim yerinden fırlayacakmışçasına atmaya başladı.
Son yorumlar